Doyma Mekanizması ve Yeme Bozuklukları

İnsan evladı yeni doğduğu andan itibaren fizyolojik sistemler ihtiyaçlar olarak bazı temel otomatik sistemlerle yaşar. Bunlar kontrolsüz ve kontrollü olarak ikiye ayrılır.

Kontrolsüz eylemler olarak kalp atışı ve dolaşım sistemi, vücut ısısı, korunma refleksleri, nefes alma, organların biyokimyasal ve yaşamsal fonksiyonları otomatik olarak çalışır.

Kontrollü eylemler olarak hareket ve aktiviteler, beslenme, barınma, korunma, umut besleme gibi faaliyetler ise esasen içgüdülerimizde kodlanmış ve programlanmış, ancak kontrolü de belli seçenekler ve reflekslerle kısmi olarak kontrolümüzdedir.

Yaşamın değişik aşamaları, iç ve dış çevre koşulları ile zaman içinde bu mekanizmalarda hastalıklar veya hastalık olmayan ancak gerekli fonksiyonlarında azalma veya abartma ile seyreden durumlarla karşılaşırız.

Temelde kilo alma konusuna bakarsak, bu yaradılış itibarı ile kodlanmış dengeli sistemde olan sapmalarla meydana gelen bir durumdur. Kilo dengesini sağlayan alma ve yakma sistemlerinde denge bozulmuştur.

Bu dengeyi sağlayan sistemlerden biri doyma refleksidir. İhtiyaç fazlası yememek için doyma refleksi veya doygunluk temel kontrol noktamızdır.

Doygunluğu Etkileyen Faktörler

https://www.nchpad.org/1556/6550/What~is~Satiety~and~Tips~for~Feeling~Full

Tanım olarak, doygunluk “kişinin iştahı ya da arzusu olarak doygunluk ya da tatmin olma hali”dir. Aşağıdaki tokluğu, doyma refleksini etkileyen faktörler yer almaktadır.

  1. Mide Gerilmesi (Gastrokolik refleks). Bu ilk doyma sinyalidir. Yemek yedikten sonra midenin gerilmesi, beyne bir mesaj gönderir ve dolu olduğunu söyler. Küçük miktarlarda yiyecek tüketildiğinde midenin gerilmesi az olur, gıda hacmi arttıkça, gerilme reseptörleri uyarılır. Yemeğimizle su içerek, daha fazla yemek yemeden mideyi gerebiliriz. Sürekli olarak daha küçük öğünler yemek, midenin “küçülmesine” yardımcı olur ve doymuş hissetmek için daha az yiyeceğe ihtiyaç duyarız.
  2. Yüksek Hacimli Gıdalar. Son araştırmalar, yüksek hacimli yiyecekleri yemenin, bireylerin düşük hacimli yiyecekleri (işlenmiş yiyecekler ve diğer zayıf besleyici yiyecekler gibi) yediklerinden daha uzun süre doymuş hissetmelerine yardımcı olabileceğini göstermektedir. Yüksek hacimli yiyecekler, meyveler ve sebzeler gibi yüksek su ve lif içeren yiyeceklerdir. Bu tür yiyecekler mide gerginliğini arttırır ve bu da kişinin doymuş ve memnun hissetmesine yardımcı olur.
  3. Protein ve Yağ. Bu besinler hayvansal gıdalarda bulunur ve mide boşalmasını yavaşlatan, yiyeceklerin mideden ayrılma hızını azaltan yağlar içerebilir. Protein ve yağlı gıda yemek, kendimizi daha doymuş hissetmemize yardımcı olur. Fındıkta, tohumlarda, süt ürünlerinde, et ve kümes hayvanları gibi hayvansal ürünlerde bulunan yağların tümü sindirimi yavaşlatabilen yiyeceklerdir. Genel olarak, yağ oranı yüksek yiyecekler midede, az miktarda yağ içeren yiyeceklerden daha uzun süre kalır. Bunun nedeni, yağın diğer besinlerden daha yavaş sindirilmesidir.
  4. Gıda Miktarları. Yenen gıda miktarı sindirim sürecini hızlandırabilir veya yavaşlatabilir. Yemek ne kadar büyük olursa, mide o kadar hızlı boşalır. Küçük öğünler midede daha uzun süre dinlenir ve doygun kalmamızı sağlar
  5. Yemek Kompozisyonu. Özel besinler karbonhidratlardan glikoz, proteinlerden amino asitler ve yağdan elde edilen yağ asitlerini içerir. Bunların hepsi doygunluk işaretleri gibi davranır ve beyine vücudun doymuş olduğunu söylemesini söyler. Beyin, vücudun gıdalardan aldığı glikoz veya kan şekeri miktarlarına karşı çok hassastır. Tipik olarak, bir yemekten sonra, kan şekeri artar ve beyin nörotransmiterler olarak işlev gören küçük peptit grupları olan nöropeptidleri serbest bırakarak yanıt verir; Bunlar vücuda dolu olduğunu ve yemeyi bıraktığını söyler. Protein yönünden zengin gıdalardan elde edilen amino asitler ayrıca vücudun dolu olduğunu bilmesini sağlamada kısa vadeli bir rol oynamaktadır. Beyin, amino asit olan triptofanı kullanır ve nörotransmiter olan serotonin artarak vücudun tatmin edildiğini ve rahatlandığını hissetmesini sağlar. Bu nedenle, hindi ve süt ürünleri gibi triptofan içeren yiyeceklerin yüksek alımının hem doygunluğu hem de uyku sağlamasının nedenidir.

Doygun hissetmek için ipuçları

Sebze gibi “yüksek hacimli yiyecekleri” yiyin. Bunlar, kendinizi doygun hissetmenize yardımcı olmak için su ve elyafla doludur.

Her atıştırma veya yemek için sağlıklı yağ içeren yiyecekleri seçin. Bunun örnekleri peynir, yağ, kuruyemiş, et, kümes hayvanları ve balık olabilir.

Mideyi daha da gerdirmek için her öğünle birlikte su için.

Gastrik boşalmayı geciktirmek için daha küçük öğünler tüketin.

Meyve, sebze ve fasulye gibi “yüksek hacimli yiyecekleri” yiyin.

Yukarda sayılan mekanizmaların bozulması ile yeme bozuklukları başlar. Bunların en başında gelen yeme bozukluğu aşırı yemem ve obezitedir.

Yeme bozukluklarının tipleri

En yaygın yeme bozuklukları:

  • Anoreksia nevroza – Vücudun ihtiyaç duyduğu kadar beslenmemek, çok çok az yiyerek vücuttaki bütün yağ ve depo dokuları kaybetmek ile kendini gösterir. İlerleyen zamanlarda vücutta organların fonksiyonları bozulmaya ve vücut tükenmeye başlar. Yaşamsal organlar varlığını sürdürebilmek için vücutta bulunan proteinleri, kasları ve bulabildiği her şeyi enerjiye çevirmeye başlar ve tedavi edilmez ise ölümle sonuçlanır.
  • Bulimia – Kontrolsüz yemeler veya yedikten sonra bazı sebeplerle rahatsızlık duyulması durumunda istemli kusmalarla veya laksatifler alıp ishal olarak boşalma sağlanması halidir. Gerekli besin öğelerinin alımları bozulur ve organ fonksiyon bozuklukları görülür.
  • Tıkınırcasına yeme bozukluğu – Belli bir ritim ve düzenli şekilde gelen olarak aşırı ve rahatsız olana kadar yeme bozukluğudur. Doyma rekleksi kaybolmuştur ve tıkanma oluşana kadar yemeye devam edilir. Tedavi edilmez ise aşırı obeziteden ölene kadar devam eder.
  • Diğer belirtilmiş beslenme veya yeme bozukluğu – Belirtiler tam olarak anoreksi, bulimia veya tıklanırcasına yeme bozuklukları ile eşleşmeyip denge ve düzeni bozulmuş bir şekilde bazen aşırı, bazen anoreksi gibi ataklarla devam edebilir. Vucudun metabolik dengesi sürekli bir zorlanma halindedir ve enzimler, hormonlar, metabolizma bir türlü dengesini oluşturamaz.

Bende bir yeme bozukluğu var mı?

Diğer beslenme veya yeme bozukluğu en sık görülen sınıflandırılamayan yeme bozukluğudur. Daha sonra tıkınırcasına yeme bozukluğu ve arkasından bulimia gelir. Anoreksiya bozukluğuna ise daha az rastlanır. Kişiler genellikle kendilerinde yeme bozukluğu olduğunu kabullenmezler.

Düzensiz ve sınıflandırılamayan yeme bozukluğunu genellikle düzensiz yaşam ve değişken is düzenine bağlama eğilimde olup sebebi kendilerinden uzaklaştırırlar. Zannederler ki sebebi kendilerinden uzaklaştırınca sorun da kendilerinden uzaklaşır ve masumlaşırlar. Ancak her ne kadar masum olsalar da bu yeme bozukluğunun zararı kendilerinedir ve bunu da kendilerine acıyarak tatmine çevirirler.

Tıkınırcasına yeme bozukluklarında da kişilerin algı bozuklukları olduğundan daima yedikleri miktar kendilerine az veya normal gelmektedir. Normal kiloya sahip kişilerin yeme miktarlarının kendirlerinkinden az olmasına da onların kilosu az tabii ki daha az yiyecekler diyerek kendi porsiyon fazlalıklarına makul sebep geliştirme çabasına düşerler.

Yeme-kusma durumunda olanlar ise genelde altta yatan başka sebeplerle veya kişisel kontrolsüzlükle bunlara açıklama getirirler ve bir takım hastalıklar, bünyesel sebepler, aile alışkanlıkları ile olayı makul kabule çevirmeye çalışırlar.

Anoreksiya ise bunlardan biraz daha farklı olarak tam bir saplantı veya psikolojik bir soruna eşlik eder. Kişi ölüme kadar yemek yemeyi reddedebilir ve saplantısından dolayı gerçeklik algısının bozulduğunu da kabullenemez.

Yukarıda sayılan davranış, savunma veya eleştirilerden bir veya bir kısmına maruz kalma durumu başımıza geliyor ise ciddi bir yeme bozukluğu şüphelisi olabiliriz.

Organik bir hastalığı olmadan Beden Kitle İndeksi 30 ve üstü olanlarda bir yeme bozukluğu olmadığını söylemek ise, boşa kürek çekmek ve gerçeği kabullenmemektir.

Yeme bozukluğuna neden olanlar nelerdir?

Yeme bozukluğu nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte çok sayıda iddia vardır.

  • Kişinin veya ailesinin bir üyesinde yeme bozukluğu, depresyon, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı var ise,
  • Eğer yeme alışkanlıkları, vücut şekli veya kilosu için kişiye eleştiriler yapğılıyor ise,
  • Eğer ince olmak gibi aşırı bir endişe varsa, veya bazı mesleklerde oluşan takıntılarla balerinler, jokeyler, modeller ya da sporcular gibi aşırı hırs ve beklenti oluşturulmuş ise,
  • Kaygı, düşük özsaygı, saplantılı kişilik veya mükemmeliyetçi olma durumları var ise,
  • Cinsel tacize uğrama hikayesi var ise yeme bozukluğu gelişiminin normalden oldukça fazla olduğu bir çok çalışmada gösterilmiştir.

Yorum Yazın