Diyete Başlamadan Önce Bilmemiz Gerekenler

Diyet genelde halk dilinde yeme kısıtlaması olarak hayal edilir. Ancak bu kısıtlama ömür boyu değil başlanacak ve belli bir süre uygulanacak bir eylem gibi görülür. Gerçekten de diyet programları çoğunlukla bu şekilde kurgulanmıştır ve asla bilinçsizce uygulanmamalıdır.

Birçok insan, özel bir gün ya da yaz mevsimi için, herhangi bir diyet ve egzersiz yaparak zayıflar; özel gün ya da yaz sona erdiğinde ise bu kiloları fazlasıyla geri alır. Bu acil çözüm diyetleri o an için işimizi görmüş gibi gözükse de uzun vadede bedenimize vereceği zararın tamiri çok güçtür.

Hayatımızda aldığımız yağlar ve taşıdığımız fazla yük bizi olmadık eylemlere sürükler! Yapılan akut diyetler ve başarısızlık sayıları dirençli kiloların oranını da gösterir.

Yani bir insan ne kadar çok diyet yapıp, tekrar kilo alırsa, bir o kadar dirençli kiloya sahiptir. Çünkü her diyet sonrası vücut, geri gelen kalorileri tekrar aç bırakılacağı korkusuyla, yağ olarak depolamaya meyillidir. Dolayısıyla burada önemli nokta, istenince çok kolay kilo verebilmemiz değil, ideal kilomuza ulaşıp bu kiloyu koruyabilmemiz. Diyet programları magazin ortamlarında ne kadar sürede ne kadar kilo verdirdiklerini reklam yaparken asıl noktayı gizlerler. Esas olan ne kadar kilo verildiği değil ne kadar kilonun korunabileceğidir.

Diyet kelimesinin temel anlamı beslenme tanımımızdır. Diyet kelimesi, öğün, öğünler, yediklerimiz anlamındadır. Neyi ne kadar ve nasıl yediğimizdir. Diyet yapılmaz çünkü diyet bir sağlıklı beslenme yaşamı ve yeme tarzının adıdır.

Magazin dolu kısıtlı yeme diyetlerini yaparken ilk haftalarda biraz hızlıca kilo verilebilir. Bu vücudumuzdaki akut kalori açlığı ve bir miktar da obezitenin yol açtığı kronik inflamasyona bağlı ödemin atılmasından dolayıdır ve kaybettiğimiz tüm kilo yağ değildir. Bu sebepten diyet programı olarak adlandırılan bütün yalancı reklamların sloganı “az haftada çok kilo kaybı” yalanıdır. Biz de bu yeme kısıtlamalarını belli sürelerce dener ve kaybettiğimiz kilo sonucu bu palavraların işe yaradığını zannederiz. Hâlbuki kilo alıp vermemiz günlük, haftalık veya aylık kalori eksiği ve kalori fazlasıyla gerçekleşir. Buna enerji dengesi denir. Uyguladığımız hiç bir yeme kısıtlaması veya kombinasyonu bize kilo verdiren sihirli besinlerden oluşmamaktadır ve bu kadar basit bir matematiğin içinde buna inanmamız pek akıllıca olmaz.

Kişisel çalışmalardan, mesleki deneyimlerden elde edilen inanış veya davranışlarla bilimsel kanıtları olmayan çalışmalar genel sağlıklı beslenme ve kilo verme yöntemleri olarak uygulanamaz. Elbette çok düşük kalorili oruç tarzı diyetler mutlaka kilo verdirir ancak bunun sağlıklı ve sürekli olanı kanıt gerektirir.

Diyet kelimesi, bir yeme kısıtlama planı veya bir ara yapılacak yememe planı olmadığı gibi, diyetisyen kelimesi de sadece yemek tarifleri ve öğün tanımlamaları yapan bir meslek değildir, olmamalıdır.

Diyet kelimesinin diğer bir anlamı, bir kişiye karşı bir sebepten dolayı olan “ceza benzeri borcumuz” anlamındadır. Her türlü yediğimiz ve vücudumuzu besleme amacı için kullandığımız gıdalar bizim diyetimizdir. Aslında yaşama karşı yapmak zorunda olduğumuz eylem borcumuzdur.

Sağlıklı bir beslenme planı veya bir başka deyişle sağlıklı bir diyet içeriği alınan ve harcanan kalori dengesinin aşırı yüksek veya aşırı düşük olmaması anlamına gelir. Aşırı yüksek kalori dengesi yağ tutulumunu artırır ve vücudu kışrı döngüye sokar. Aşırı düşük kalori dengesi ise vücutta metabolik dengenin sarsılmasına ve biyo-psiko-metabolik akslarda aşırı yüklenmeye sebep olur. Sağlık sorunları dışında, yalnızca kilo vermek için gittiğimiz bilinçli bir diyetisyen de bile bize verilen liste gerçek hayat için gerçekçi olmayabilir. Hayatınız boyunca bir listeye uyarak yaşayamayız. Dolayısıyla istediğimiz kiloya ulaşınca alışkanlık olan beslenme düzeninize geçecek ve verdiğimiz kiloları fazlasıyla geri alacağız. Aynı şey belirli besin gruplarını yeme düzenimizden çıkartan diyetler için de geçerlidir.

Vücudumuz hayatımızdan çıkardığımız her besin grubu için bir tepki oluşturur ve tekrar beslenmeye dâhil edildiğinde gerekenleri yapmakta zorlanır. Hem fiziksel hem ruh sağlığımız için hiç bir sağlıklı besin grubu diyet adına yeme düzenimizden çıkarılmamalıdır. Bunun uzun vadede bize çok büyük zararları olacaktır.

Bir diyete başlamadan önce vücudumuzda kaç kalori fazlamız veya depolanmış kaç kalorimiz olduğunu hesaplamalıyız. Sonra günlük kalori ihtiyacımızı ve ne kadar kalori harcadığımız hesaplamalıyız. Arkasından da günde kaç kalori eksik idare edebileceğimizi ve bunun ne kadar süreceğini hesaplayarak bunun nasıl bir alışkanlık haline getirileceğini tespit etmeliyiz.

Tüm bu hesapları yaparken çok önemli bir nokta insanı sadece bir biyolojik vücut olarak görmemektir. İnsanın bedensel varlığının dışında ruhsal ve düşünsel bir varlığı da vardır ki bunlar olmadan beden ölü bir ceset gibidir. Vücudu beslerken ruhsal ve düşünsel varlığımızı, yani nefsimizi ve ruhumuzu da beslemek zorundayız. Şişman vücutlarda bu manevi beslenme bir miktar gıda alımına bağlanmış olsa da fiziksel gıdaların ruhu besleyemediği ve sürekli ruhsal açlık içinde kalındığı herkesin malumudur. Vücudun kalori dengesini değiştireceğiz, kalori alımını düşüreceğiz derken ruhun zaten eksik olan doyma hissini daha da eksik bırakmak ciddi bunalımlara veya doyumsuzluklara sebep olacaktır.

Beslenme rejimini yeniden düzenlerken, dışardan alınması zorunlu olan makro ve mikro besinleri mutlaka dengeli bir şekilde almamız ve beraberinde ruhsal beslenmeyi de mutlaka planlamamız gereklidir. Beslenme rejimini düzenlemek için makro ve mikro besinlerin gerekli olanlarını alırken, ruhsal ve moralmen istediğimiz besinlerden uzak durmadan oranlarını ve sıklıklarını düzenlemek çok önemlidir. Yasaklayıcı diyetlerin başarıları ve kilo koruma oranları oldukça düşük tespit edilmiştir. Kısıtlama ve yasaklama yerine oranlama ve ihtiyaca göre planlama temel beslenme planını oluşturmalıdır.

Kilo vermek istediğimiz zaman yapmamız gereken şeyin kalori açığı yaratmak olduğunu artık bilmeyenimiz yoktur. Literatürde buna kalori dengesi, kalori balansı denmektedir. Basit terazi tarzında gelir ve gider küfelerine koyduğumuz kalori ağırlıklarının ekside veya artıda olması üzerine kurulu bir dengedir. Bunu ister daha fazla enerji harcayarak (egzersiz yaparak) ister daha az kalori alarak (diyet yaparak) yapabiliriz. Sağlığımız için doğru olan her 2 silahı da doğru oranda kullanmalıyız. Sadece beslenme kısıtlamasına veya sadece egzersize göre hareket etmek te yeterli olmayacaktır. Egzersiz yaparken mutlaka önce bir miktar kas ve iskelet sisteminde gelişme ve enerji harcama artacak ve iştah açılması, gıda ihtiyacı artması olacaktır. Bu arada henüz beslenme kısıtlaması için bilinç ve bilinçaltını hazırlamamış hastalar ya dayanamayacak ya da yoğun iç savaş yaşayacaktır. Önce egzersize başlayan kişi henüz beslenme kontrolü savaşını kazanmaya hazır değil ise gıda ve kalori alımı daha da artacaktır. Tersine önce gıda kontrolüne başlayan kişi egzersiz ve metabolik uyum çalışmalarını başlatmamış olursa, aldığı fazla kalorilerle bir takım bedensel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılayan kişi ciddi bir yoksunluk ve eksiklik içine düşecektir. Her iki durumda da mutlaka yan etkiler, yoğun iç savaşlar ve daha fazla geri kilo kazanımları olacaktır.

Bu sebeple, sağlıklı bir beslenme, yaşam ve vücut kompozisyonuna sahip olmak için dengeli hareket önemlidir. İlk olarak kas iskelet dokusunun hantallığının atılması, metabolizmanın hızlandırılması, beraberinde yeme düzeninin sağlıklı hale getirilmesi ve arkasından yeme kısıtlaması ve beslenme alışkanlıklarının zaman içinde değiştirilmesi şarttır. Bu aşamada bilinç ve bilinçaltı değişimi ile biyo-moleküler mekanizmaların uyumlaştırılması gerekmektedir.

Kilo vermeye karar verdiğinizde ilk yapmanız gereken metabolizmanızın ne durumda olduğunu kontrol etmektir. Bunun için takip günlükleri oluşturarak, günlük aktivite ve hareketlilik, beslenme alışkanlıkları ve olağan kalori tüketim paterni ile duygu-durum akışları netleştirilmelidir.

Agresif başlanan tüm programlar çoğunlukla hüsranla sonuçlanır. Bu konuda çoklu profesyonel yardım almak ve tüm detaylara ustaca eğilerek yaşam alışkanlıklarını kalıcı olarak değiştirmek gereklidir. Aslında obezlerin yapacakları adına diyet denen, egzersiz denen tüm alışkanlıklar obez olmayan bireylerin normal yaşam standartlarıdır. Obeziteden kurtulmaktaki temel davranış bu alışkanlıkları değiştirmek ve kalıcı hale getirmekle olur.

Bu yüzden asla agresif başlamayın ve silahlarınızın hepsini baştan harcamayın!

Alıcı kilo vermek ve sağlıklı yaşam oluşturmak için bilinç değişimi, bilinçaltı değişimi, davranış değişimi ve çevresel etki değişimi mutlak gereklidir. Obezit programının temeli bu değişimleri bilinçli ve bilimsel yolla ayarlamaya dayanır.

Yorum Yazın

OBEZİT Sistemi için uluslararası tüm literatür ve deneyimlerle, ulusal bir çok çalışma ve kaynak yıllarca takip edilip uygulandı ve karma bir program hazırlandı. Hiç kimse tek başına zayıflayıp kilosunu koruyamaz. Bilinç, bilinçaltı, davranış, çevre ve sosyal değişimler şarttır. Bu sebeple programda kendine özgü yapılandırılmış bir sistem mimarisi kullanılmaktadır.