İçsel Aktivitelerimiz (Yaşamsal Fonksiyonlarımız)

 İnsan vücut hareketlerinin iki temel sınıfa ayırabiliriz. Yaşamsal iç vücut hareketliliği olan “Vücudun kendi iç hareketleri” ile kas, eklem ve kemiklerimiz hareket ettirerek yapılan “bedenimizin dış hareketleri”ni ayırmak gerekir. Yaşamak zaman süreci içinde bir hareketlilik göstermektir. Nefes almak, kalbin çarpması, kanın dolaşması, beynin zihin ve refleksler olarak çalışması, böbreklerin, karaciğerin, barsakların, biyokimyasal sistemlerin, iç ve dış salgı sistemlerinin çalışması yaşamak için gerekli olan ortak zorunlu hareketlerdir.

 

Bunlardan biri veya bir kısmı çalışmıyor ise yaşamı sürdürmek mümkün değildir. Kişi yatalak bir hasta bile olsa bu iç hareketler zorunludur ama sağlıklı bir hayat sürdürmek için yeterli değildir. Bitki gibi kıpırdamadan yatan bir insanda giderek bu hareketler de sonlanacaktır. Kendini şarj eden piller gibi vücudun dış hareketliliği bu iç hareketler için bir enerji ve motivasyon sağlamaktadır. Bu enerji ve motivasyondaki en basit sistemlerinden biri yer çekimidir. Yer çekimi insan vücuduna sürekli sabit bir nokta veya yüzeyden gelirse mutlaka vücutta deformasyonlar, erimeler, nekrozlar ve yaralar gelişir.

Kan damarlarında dolaşım yavaşlamaya hatta durmaya başlar. Vücutta kalbin kasılmasını sağlayan, damarların direncini ve dolaşımı sağlayan, akciğerlerin nefes alıp verme hareketini sağlayan kas yapıları vardır. Ancak bunlar genel vücut canlılığı ve dolaşımı üzerinde tüm aktiviteleri göremezler. Genel vücut kaslarının hareketliliği, yer çekimine göre değişen hareket yönleri, kas iskelet sisteminin hareketleri ile dolaşıma olan destekleyici etkileri bu sistemlerin tam ve eksiksiz fonksiyon görmesinde yardımcı kaslar olarak çalışırlar.

İnsanı insan yapan en temel fonksiyon ise beyin fonksiyonlarıdır. Beyin fonksiyonları çalışmayan ancak diğer yaşamsal fonksiyonların çalışması durumuna “bitkisel hayat” demekteyiz. Bitkisel hayat elbetteki tam hayat süresinden oldukça kısa olacaktır ve insani bir fonksiyon göstermeyecek, tamamen iç güdüsel ve hücresel fonksiyonlar sürdürülecektir. Bundan kurtulmak için beyin aktivitelerinin de etkin, hızlı, verimli, kaliteli, düşünceli, geliştirici ve dış dünyayı kapsayıcı ve katılımcı olması gereklidir. Vücutta kapladığı alana göre en çok yüzde olarak enerji tüketen organ beyindir. Dolayısı ile temel metabolizma içinde de beyin fonksiyonlarının enerji tüketmede çok fazla katkısı vardır. Beynimizi düşünsel ve bilişsel olarak ne kadar fazla kullanıyor, ne kadar fazla kitap okuyor, bulmaca çözüyor, yeni şeyler öğreniyor, yorum yapıyor ve düşünsel faaliyet geliştiriyor isek o kadar entellektüel ve yüksek metabolizmalı yaşıyoruzdur.

 

Vücutta bir şehrin ana yolları, ara sokakları, en ücra sokakları, evlerin ve sitelerin içindeki koridorlara kadar benzetilebilecek, büyük caddelerden bir kaç metrelik küçük sokaklara kadar incelen bir dolaşım sistemi vardır. Ana yollara atar damarlar ve toplar damarlar denirken, evlerin ve odaların içindeki geçiş alanlarına da mikrodolaşım veya kılcal damarlar denir. Normal dinlenme durumunda kılcal damarlar genellikle kapalı olup hareket veya ihtiyaç arttıkça buralarda dolaşım açılır ve vücut daha detaylı metabolik faaliyet gösterir. İşte bu kılcal damarların açılması ve dolaşımın en küçük kılcal ve hücrelere kadar yayılması vücudun artan hareketliliği ile olur. Vücut hareketlerimizi ve gün içi hareketliliğimizi ne kadar artırırsak bu yaşamsal fonksiyonlara, hücre ve doku canlılığına da o kadar yardımcı oluruz.

Bir çoğumuz fark etmiştir, hareketsiz uzun süre yatan, bir sakatlık sonrası herhangi bir uzvu alçıya alınan veya yatalak olan hastalarda ellerde, topuklarda, cilt yüzeylerinde kabuklanmalar, pullanmalar başlar. Giderek renkleri solar, cansızlaşır ve dokular incelmeye başlar. Her ne kadar yaşamsal zorunlu fonksiyonlar çalışsa da kollar, bacaklar, gövde, kaslar ve organlar giderek canlılığını, pembeliğini, vücut ısısını kaybeder. Buradan da çok kolay görülmektedir ki, günlük vücut dış hareketliliğimizi artırmaz isek iç hareketliliğimiz olan yaşamsal fonksiyonlarımız da tembelleşip sonlanmaya doğru gitmektedir.

Yorum Yazın

OBEZİT Sistemi için uluslararası tüm literatür ve deneyimlerle, ulusal bir çok çalışma ve kaynak yıllarca takip edilip uygulandı ve karma bir program hazırlandı. Hiç kimse tek başına zayıflayıp kilosunu koruyamaz. Bilinç, bilinçaltı, davranış, çevre ve sosyal değişimler şarttır. Bu sebeple programda kendine özgü yapılandırılmış bir sistem mimarisi kullanılmaktadır.